Kış boyunca maruz kaldığı soba eksenli sera etkisinden yaprakları ter içinde uyanıyor bizim kauçuk. Cılız kökleri saksısına mahkum, tavandan başka gökyüzü tanımadan geçiyor garibin ömrü. Halbuki, anavatanı olan tropik ülkede, kardeşlerinin, bir araya gelip paha biçilmez ormanlar oluşturduğunu, dallarının göğe uzandığını bilse kalkıp gitmek isteyecek belki; ama kökleri onu çoktan bizim salona bağlamış bir kere…
Anavatanı Malezya�da ise bugünkü nüfusu, köklerini kolonyalizm öncesi bir geçmişte terk edip, bu toprağa kök salan Çinliler, Hindular ve toprağın ezeli yerlisi Malaylar oluşturuyor. Etnik çoğunluğu oluşturan Malayların, kanunlar önündeki �öncelikli� statüsüne aldanıp, ülkede barışın, ayrımcılığın gölgesinde olduğunu düşünmek, Kuala Lumpur sokaklarındaki çoğul refaha haksızlık etmek olur doğrusu. Çünkü Malezya, zannımca, kaos yerine, �çokkültürlülük�(multikültürelizm) tezinde öne çıkan �farklı kimliklerin, farklı inanışlara vs. sahip toplumların, birbirine müdahale etmeden yan yana yaşayabilmesi� fikrinin yeşerdiği bir deney laboratuvarına ev sahipliği yapıyor daha çok. Öyle olmasa, nasıl olur da birinin kutsal saydığını diğeri hamburger köftesi malzemesi olarak algılayan iki komşu, boğaz boğaza gelmeden yan yana yaşamayı sürdürebilirdi?
Read the rest of this entry »
Son Yorumlar