Archive for the "İçecekler" Category

Sıcaklara karşı limonata

Posted by: adminin İçecekler
22
Haz

limonataYaz geldi, sıcaklar da artık kendini iyice hissettiriyor. Okulların kapanmasına da az bir zaman kaldı, doğal olarak yaz tatili için planlarımızı da çoktan yapmaya başladık. Dinlenmek için birçoğumuz yazı beklerken ısınan havalar zaman zaman bizi bunaltıyor.

Böyle zamanlarda soğuk içecekler serinlemek istediğimizde başvurduğumuz en önemli şeyler arasında yer alıyor. Tabii limonata içeceklerin başını çekiyor. Limonata geçmişten günümüze en çok rağbet gören içeceklerin başında yer alıyor. Limonata daha meşrubat icat edilmemişken limon suyundan yapılan ilk içecektir. İyi yapılmış bir limonata rengi, kokusu ve tadı ile birçok tanınmış marka meşrubattan daha sağlıklı, güvenli ve lezzetlidir. Yüzde yüz doğal bir içecek olan limonata sıcak yaz günlerinde, susuzluğumuzu giderir, yorgunluğumuzu atmamıza yardımcı olur. Yazın sıcaklardan sık sık terlediğimizi göz önünde bulundurursak limonata ile kaybettiğimiz mineralleri geri alırız. Enerji veren bir içecek olduğu için limonata spor sonrası tercih edilebilecek bir içecektir. Yapılışı kolay, maliyeti ucuz, yüzde yüz doğal en kralından buz gibi bir limonata yapmaya ve içmeye ne dersiniz.

Limonata

Yapılışı: Limonları yıkayın, kabuklarını rendeleyin. Suyunu sıkın. Limon kabuğu rendesi ve naneyi iyice karıştırın. Bir su bardağı toz şekeri bir sürahiye koyup nane ve limon kabuğu rendesine ilave edip üzerine kaynar suyu boşaltın. Şeker eriyene kadar karıştırın. Sürahiyi yaklaşık 2-2,5 saat soğuması için buzdolabında bekletin. Daha sonra limon suyunu ince bir tülbentten süzüp sürahiye boşaltın. Soğuk olarak servis yapın..

NURBANU ARSLAN
n.arslan@zaman.com.tr

http://genclik.zaman.com.tr/?bl=17&hn=1571

Kompostolar

Posted by: adminin İçecekler
4
Nis

Ayva Kompostosu

Malzemeler: 2 Orta BÜyÜklÜkte Ayva
6 Bardak Su
250 Gr. Şeker (10 Çorba KaŞiĞi Kadar)
Read the rest of this entry »

Türk Kahvesi Nasıl Yapılır?

Kahve tarifinden önce “Türkler ve Türk Kahvesi” üzerine mini bir yazı paylaşalım.
Türkler için kahve içmek bambaşka bir keyiftir.

Beraberinde getirdiği dostluk, sevgi ve paylaşım için bir fincan kahveye büyük anlamlar yüklenir. “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” sözü bunu en iyi şekilde vurgular. Kahve içmek Türk halkı için o kadar büyük önem taşır ki, dilimizdeki “kahvaltı” kelimesi kahve-altı sözcüklerinin bir araya gelmesiyle ortaya çıkmıştır.

Kahve ikramı da dostlukların pekişmesinde önemli bir yer tutar. Ev sahibi misafirine verdiği değeri, hazırladığı ve özenle sunduğu kahvesi ile gösterir. Evlilik öncesi kız istenirken, gelin adayının damadın ailesine kahve yaparak ikram etmesi de âdettendir. Kahvenin kabulü ise ikramda bulunanı onurlandırır. Dilimize yerleşen “kahvesi içilir olmak” ve “bir kahveni içerim” deyişleri bunu ifade eder.

Bol köpüklü kahveler içildikten sonra sohbet daha da uzar ve sıra kahve falına gelir.

Gelelim kahvenin tarifine (bilmeyen genç kızlarımıza duyrulur) :

Nefis bir Türk Kahvesi hazırlamak için sadece 2 dakika yeterlidir.

İçme suyunu fincanla ölçerek cezveye koyun (kalitede su etkendir).

Her fincan için iki çay kaşığı kahve (5 gr), iki çay kaşığı şeker ilave edin (ya da şeker arzuya göre).

Kısık ateşte kahve ve şekeri iyice karıştırın.

Bir süre sonra kabaran köpüğü ister tatlı kaşığı ile ister dökerek fincanlara pay edin.

Kalan kahveyi bir taşım daha pişirin ve fincanlara boşaltın.

Türk Kahvesi sunulurken yanında su verilmesi âdettir. İçilen su ağzı kahve lezzetine hazırlar.

Not : Toplu tüketimde, orta şekerli sunulması daha pratiktir.

Kırmızı şarabın kare as’ı

Hafif bir burukluk bıraksa da çok güçlü ve baş döndürücü… Tüm benliği kaplayan, sıcaklığıyla kucaklayan ve ayakları yerden kesen… Aşktan değil, şaraptan söz ediyoruz. Bu hafta jüri üyelerimize en beğendikleri kırmızı şarapları sorduk. İşte kırmızı şarabın kare as’ı

Sarafin Cabernet Sauvignon
Ahmet Örs, Ertan Anlı, Osman Serim, Şeyla Ergenekon ve Giuseppe Pressani’nin favori kırmızı şarapları arasında saydıkları Sarafin Cabernet Sauvignon, Saroz’da hasat ediliyor. 18 ay 225 litrelik Fransız meşe fıçılarda bekletilerek yumuşak bir akıcılığı olması sağlanan Sarafin Cabernet Sauvignon, kırmızı meyve aromaları ve vanilyamsı bukelere sahip, güçlü, gövdeli bir kırmızı şarap.
(Aldığı oy: 5) * * * * *

Doluca Sarafin Merlot
Merlot, Fransa Bordeaux kökenli bir üzüm. Olgunlaşma dönemi uzun bir zamana yayılan merlot üzümleri, şarabın kendine has bir yumuşaklığa, zengin bir meyvemsi karakter ve ağzı kaplayan dolgunluğa sahip, eskitilebilir olmasında etken. Bu Merlot, Semih Somer, Ertan Anlı, Oğul Türkkan ve Ali Poyrazoğlu’nun tercihleri arasında yer alıyor.
(Aldığı oy: 4) * * * *

Karma Cabernet Sauvignon Öküzgözü
‘Öküzgözü’ adını üzümünün çok iri tanelerinden alan şarap, 18 ay boyunca 225 litrelik Fransız meşe fıçılarda eskitiliyor. Şarap, damakta kalıcı, gövdeli, tanenli bir yapıya sahip. Karma Cabernet Sauvignon Öküzgözü, kırmızı meyve, tarçın, vanilya ve karamel aromaları çağrıştırıyor. Karma Cabernet Sauvignon, Semih Somer, Ali Poyrazoğlu, Osman Serim ve Şeyla Ergenekon’un tercih ettiği kırmızı şaraplardan.
(Aldığı oy: 4) * * * *

Kavaklıdere Öküzgözü
Sınırlı sayıda üretilen Kavaklıdere Öküzgözü, Fransız meşe fıçılarda bekletildikten sonra şişede gelişimi sürdürüyor. Öküzgözü, meyveli, dolgun ve kalıcı bir şarap. Özellikle kremalı mantarlı et yemekleri, ravioli ve ‘Cafe de Paris’ soslu dana eti ile iyi uyum sağladığı belirtilen Öküzgözü’nün ideal içim derecesi 16-18 derece. Kavaklıdere Öküzgözü, Mehmet Yalçın, Ali Poyrazoğlu, Osman Serim ve Papermoon’un şefi Giuseppe Pressani’nin favorilerinden.
(Aldığı oy: 4) * * * *

Kavaklıdere Selection
Semih Somer, Mehmet Yalçın, Osman Serim ve Şeyla Ergenekon Kavaklıdere’nin prestij şaraplarından biri olan Kavaklıdere Selection’ı favori kırmızı şarapları arasında sayıyorlar. Şarap, Öküzgözü ve Boğazkere’nin kupajı. Kavaklıdere Selection’ın, 16- 18 derecede içilmesi tavsiye ediliyor.
(Aldığı oy: 4) * * * *

Gülor Cabernet
Güler Sabancı ve dayısı Orhan Türker`in sahibi olduğu Gülor Şarapları, Şarköy’de Gülor bağlarını ve tesislerini kurmuş, Fransız ve İtalyan danışmanların da katkılarıyla yabancı kökenli soylu üzümlerden ‘G’ şaraplarını Türk şarapseverlere sunmuştu. Gülor Cabernet’yi tercih eden jüri üyelerimiz Ali Poyrazoğlu, Oğul Türkkan ve Mehmet Yalçın.
(Aldığı oy: 3) * * *

Büyülübağ Cabernet Sauvignon
Ahmet Örs ve Ertan Anlı’nın tercihlerinden olan Büyülübağ Cabernet Sauvignon, İzmir Çeşme bağlarında hasat edilen Cabernet Sauvignon üzümlerinden üretiliyor. Güçlü gövdeye sahip, zengin yapılı bir şarap olan Büyülübağ Cabernet Sauvignon, yıllandırmaya uygun. Ahmet Örs, Büyülübağ için, “Bu yılki tadımlarda en beğenilen kırmızı şaraplardandı. Kolay bulunmuyor,” yorumunu yapıyor.
(Aldığı oy: 2) * *

Sevilen Majestik
Ahmet Örs ve Mehmet Yalçın’ın favori şaraplarından biri olan Sevilen Majestik için Ahmet Örs, “Fiyat-kalite dengesi en uygun şarap,” yorumunu yapıyor. Sevilen’in sofra şarabı Majestik, minimum 12 ay Fransız meşe fıçıda yıllandırılmış Sevilen özel bağlarında yetiştirilen üzümlerinden üretiliyor.
(Aldığı oy: 2) * *

Doluca Karma Merlot Boğazkere
Yumuşak içimli, kadifemsi bir yapıya, çarpıcı bir meyvemsi karaktere sahip Merlot, Karma Merlot-Boğazkere’ye zenginlik ve yumuşaklık kazandırıyor. Diyarbakır yöresine özgü toprak ve iklim özelliklerini kendi baharatsı karakterine taşıyan güçlü, gövdeli, tanenli bir şarap olan Karma Merlot-Boğazkere, 12 ay boyunca 225 litrelik Fransız meşe fıçılarda bekletiliyor.Kiraz, ahududu, karanfil ve menekşe aromalarını çağrıştıran Karma Merlot Boğazkere, Ahmet Örs’ün tercihlerinden.
Aldığı oy: 1) *

H DLC Shiraz
İzzet Çapa’nın favori kırmızı şarapları arasında saydığı isimlerden biri olan DLC Shiraz, kolay içimli, meyvemsi lezzetin ön planda olduğu bir şarap. Denizli’deki bağlarda hasat edilen DLC Shiraz, Shiraz üzümleriden elde ediliyor. Dengeli, gövdeli, fıçıda dört ay eskitilmiş bir şarap. Doluca, DLC Shiraz’ı isli ve baharatlı peynirler, etli, peynirli ve mantarlı makarna çeşitleri, pizza, soslu et yemekleri ile tavsiye ediyor.
Aldığı oy: 1) *

Kımız

Posted by: adminin İçecekler
27
Mar

KIMIZIN TARİHÇESİ

Kımız, Türkler’in ulusal içkisidir. Kısrak sütünden yapılır. Kımız besin olarak da, içecek olarak da Türk’e atadan kalmış bir ilaçtır. Bir ilaçtır; çünkü bir çok derde iyi gelmektedir. Kazak kimyacısı Aydar Akınoğlu’nun deyişiyle kımızın yararlarını ve niteliklerini “birkaç makale ya da kitapta anlatmak kolay değildir”. Kımızın kullanımı hakkındaki bilgiler çok eskilere, Hun Türkleri’ne değin dayanır. Tarihi kayıtlara göre Asya Büyük Hun Devleti çağında Türkler kımız içerlerdi. Yine tarih kayıtları, Avrupa Hunları ile Gök Türkler’in de kımız ürettiklerini belirtmektedir.

Eski Yunanlı tarihçi Herodot, İskitler’in kısrak sütünden çok lezzetli bir içki yaptığını belirtir. Rus tarihçileri de, Ruslar’ın Kıpçak Türkleri’ne gönderdikleri elçilerin resmi içki olan Kımız ile ağırlandıklarını yazarlar.

Kımız günümüzde Anadolu Türkleri’nce pek kullanılmamaktadır ama Orta Asya’da yaşayan Türkler arasında yapımı ve kullanımı bugün de yaygındır. Moğollar tarafından da benimsenmiştir. Kımız Doğu Türklerince öyle sevilmektedir ki “Kımızı kim içmez” sözü Kazak Türkleri arasında en yaygın terimlerden biridir. Kazak Türkleri’nde kımız, avıl (köy, oba) tarafından ortaklaşa yapılır, ortaklaşa kullanılır. Kımız için kimse kimseden para almaz. Kımız yaz aylarında bolca bulunur, kış aylarında ise pek bulunmaz.

KIMIZ NASIL YAPILIR

Kımız kısrak sütünden, kendine özgü bir maya ile ekşitilir. Ekşitme sonucunda kısrak sütü az-çok köpüklü, mayhoş lezzetli, güzel kokulu, keyif verici bir içki biçimini alır. İki tür kımız vardır: Ak Kımız ve Kara Kımız. Ak kımız mandalina , portakal gibi yemişlerden daha az alkol içerir. Ak kımız bir kaç ay kadar bekletildiğinde alkol oranı artar ve kara kımız denilen alkollü ve lezzetli bir içki durumunu alır.

Kımızın mayasını yapmak çok karışık ve güç bir iştir. Kımızın özelliği, mayasından ileri gelir. Bozkır halkı olan Kırgız Türkleri ile Başkırt Türkleri, en iyi maya olarak eski kımızı kullanır. Güzün mayalı kımız, ağzı iyice kapatılmış bir şişe içinde saklanır. Yazın kımız çalma zamanı gelince, bu mayaya aynı oranda taze kısrak sütü katılır ve ılık bir yerde 24 saat bekletilir. İkinci gün buna iki misli daha taze süt katılır. Normal olarak bundan üç veya dört gün sonra bakteriler üremeğe başlar. Sanatoryumlarda ise, maya için kışa bırakılan kımız, kışın birkaç kez inek sütü ile ekşitilir. Buna, katık adı verilir. Yaz gelince bu maya bir ya da iki katı kısrak sütü ile karıştırılarak çalkalanır ve 22-25 derecede ılık bir yere bırakılır. Dört beş gün sonra, yani gaz haline gelinceye değin bekletilir ve alınarak kullanılır.

KIMIZIN İÇİNDE NELER VAR

Standart kımızın ekşilik derecesi 60 ile 80 derece arasındadır; orta kımız 80-100 derece, güçlü kımız ise 100-120 derece ekşiliktedir. Bir litre kımız da 22 gram belok, 17 gram yağ, 39,6 gram süt şekeri, 20 gram da alkol vardır. Bunların vereceği kalori 530′dur. Kımızın içinde çeşitli mineraller de vardır. Özellikle kalsiyum ve fosfor yüksek orandadır. Kımızdaki vitaminleri sayarsak A, B, ve C vitaminlerinin bol olduğunu görürüz. Kımızdaki alkol oranı yüzde 1,2′dir ki bu bir çok meyvedeki alkol oranından daha düşüktür. Ayrıca, kımızın albümin değeri yumurtanınkinden çoktur.

KIMIZIN YARARLARI

Kımızın yararlı ve şifalı bir içecek olduğu çok eski zamanlardan beri bilinmektedir. Bir Rus yazarı olan S.T. Aksakov, Orınburg yöresinin göçebe halkları üzerine şu bilgileri verir:

Alıntı:
… Her yıl, kışın korkunç soğuğunda, boralarında eziyet çekerek yaşayan kişileri görerek umutsuzlanmamak mümkün değil. Ancak, iki üç ay sonra aynı insanları yeniden görürseniz, yüzleri al al kana dolmuş, şişmanlamış olarak bulursunuz. Onları tanıyamazsınız. Çünkü bu sıralarda onlar bol bol kımız içerler. Beşikteki çocuktan doksanındaki kocaya değin herkesin sevdiği içecek olan kımızla yeniden buluşmuşlardır. Bunu gözünle gördüğünde, kımızın bulunmaz bir besin ve çok etkili bir ilaç olmasına hayran kalırsın…

Kımızın yararları üzerine olan sözleri yalnızca Türk boylarından ve Türkler arasında bulunmuş yazar ve gezginlerden değil, bilginlerden, doktorlardan, kimyacılardan da duymak mümkündür. Hatta, 1858′de Rusya’da N. V. Postnıkov adlı bir kimyacının girişimi ile Samarra kentinde kımız kullanarak hastaları iyileştiren bir hastane açılmıştır. İngitere ve Kaiforniya’da da kımızla tedavi yapan kurumlar vardır.

Kımız yalnızca verem için değil, mide hastalıkları, kansızlık ve başka hastalıklar için de yararlıdır. Halsizliği giderir, güç verir. Hastalıktan ötürü güçten düşenlere de iyi gelir. Kımızı ilaç olarak kullananların her gün 0,5 - 2 litre içmeleri önerilir. Kımızı yemek aralarında içmek daha doğru olur. Ya da yemekten 1,5 - 2 saat önce içmeyi âdet edinmek uygundur. Her içildiğinde, vücudun gereksinmesine göre bir iki bardak, kimi kez de üç bardak içilmesi iyi olur. Araştırmalar, hastanın bir iki bardak kımız içtikten sonra iştahının açıldığını göstermiştir.

Kısrak sütünde bulunan besin maddeleri, kımız yapımında gerçekleşen ekşime sırasında kimyasal dönüşüme uğrar. Yani kısrak sütündeki kazein ve albüminler, asitamin ve pepton’a dönüşür. Bunlar mide ve bağırsaklar da yeniden kimyasal dönüşüme gerek kalmadan doğrudan doğruya emildiğinden ötürü kımız içen hastanın beslenme durumu kısa sürede iyileşir, mide ve bağırsaklar yorulmaz; ayrıca besin maddelerinin sindirim organlarında kimyasal dönüşümü için gerekli olan zaman ve yorgunluktan da tasarruf edilmiş olunur.

Kısrak sütünde bulunan şeker; süt asidi, alkol ve karbona ayrılır. Bunlar sindirim organlarının salyalı tabakalarına ve sindirim bezlerine uyarıcı etki yapar. Sonuçta sindirim salgılarının miktarı artar, iştah açılır. Kımızın süt asidi, gövdemizi ağılayarak (zehirleyerek) tahrip eden bağırsak mikroplarının döküntülerini de zararsız duruma sokar. Gövdemizce emilen besin maddelerinin işe yaramayan artıklarından oluşan zararlı maddeler kımız tedavisiyle iyice temizlenir ve beslenme değerinde artış görülür. Dr. Karrik, kımızdaki asitlaktik ile az miktardaki alkolün sindirimi kolaylaştırıcı etkisi üzerinde incelemeler yapmış ve midenin normal işlemesini sağlayan bir etken olduğunu saptamıştır.

Kımız üzerinde yapılan inceleme ve çalışmalar (Prof. Zarnitsin, Prof. Vişnevski) kımızın, supasit hastalığında mide salgısını artırdığını, mide salgısının olağan dışı yükselmesinden ileri gelen sayrılıklar (hastalıklar) da ise salgılamayı normalleştirdiği görülmüştür. Ayrıca, mide salgısındaki asit ve tuz asitlerinin azalmasını gösteren mide hastalıklarında (gastrit vb) bir tedavi aracı olduğu, mide ve bağırsakların tembelleşmesinden ileri gelen hastalıklarda ise bu organların çalışma yeteneğini artırdığı anlaşılmıştır.

Kımız özellikle besinlerdeki albümin maddelerinin tam olarak emilmesini sağlar. Dr. Mode ve Kozin’in çalışmaları, kımız içen hastaların içmeyenlere göre, sindirdikleri albümin miktarının daha çok olduğunu göstermektedir.

Kımız özellikle şu hastalıklarda iyi sonuç verir: Kansızlık, yorgunluk, iştahsızlık, hazımsızlık, şiddetli bronşit. Kımızın, tedavisinde kullanıldığı başka bir hastalık da veremdir. Kımız çabuk emildiğinden ve çabuk etki yaptığından dolayı verem tedavisinde önemli rol oynar. Sonuçta öksürük seyrekleşir, balgam azalır, hararet düşer, gece terlemesi yok olur, iştah açılır, gövdeye güç gelir.

Kımızın ağır işlerde çalışanlar tarafından kullanılması hem sağlıklarının korunmasına, hem de iş veriminin artmasına neden olur. Tadı güzel ve yüksek değerli bir besin olan kımızda yüzde 1,2 alkol bulunmasından dolayı, halk arasında alkol karşıtı bir etken olarak kullanılabilir. Ayrıca Antibiyotik etkinliğinden ötürü vücuttaki iltihapları yok eder, bağırsak çürümelerini önler.

1945 yılında F. Laçınay’ın Türkiye Türkçesi’ne çevirmiş olduğu 32 sayfalık kitapçıkta kımızın yararları üzerine şu bilgiler yer alır:

Alıntı:
Kımızla tedavi eden kuruluşlar: 1912 yılında bir ilde küçük çapta 40 tane kımız tedavi yeri açılmıştı. Bundan başka 75 köy de tedaviye gelenler için kımız yapmak ile uğraşmaktaydılar. Bugün kımız ile tedavi işi, büyük bir kitlenin sağlığını korumak için, koruyucu bir etken olarak kabul edilmiştir. Uzmanların kılavuzluğu ile çalışan büyük sanatoryumlar açılarak, devletçe sağlık işleri arasına alınmıştır. Yalnızca Başkırdistan’da 800 ve 540 yataklı iki sanatoryum vardır. 1934 yılında bu iki sanatoryumda 6100 hasta tedavi edilmiştir.

Kımızın tedavi edici özellikleri: Kımızın ne gibi özellikleri var ki, Sosyal Sigorta kuruluşları ile büyük bir halk kitlesinin ilgisini üzerine çekmektedir. İçindekiler bakımından inek sütünden çok ayrı olan kısrak sütü, mayalanma ve tahammür süresince köklü bir değişikliğe uğrar. Albümin maddeleri kısmen peptona; süt şekeri de asitlaktik, alkol ve asitkarbona dönüşür. Asitlaktik ve alkol, kımızın mayalanması sırasında süt şekerinin değerine göre gelişir ve böylece de kımızın kazanabileceği özelliğe etki eder.

Kımızın içinde bulunan önemli maddeler şunlardır: Ufak ve ince zerrelerden oluşan albümin, asitlaktik, alkol, asitkarbon ve vitaminler. Kımız albümini, önemli asitaminleri içinde topladığı için tam bir değere sahiptir. Pepton haline geldiği için de kolaylıkla sindirilir ve vücutça benimsenir. Kımızın içinde bulunan önemli maddelerden biri de süt ekşisidir. Bu, bir yandan sindirimi iyileştirdiği gibi, vücudumuzdaki asitalkolün dengesini de etkiler. Kımızda bulunan az miktardaki alkol, yürek damarları, sinir sistemleri ve soluk alma organlarını düzenler. Kımızın asitkarbonu ise, sindirim yollarındaki hareket ve emme fonksiyonlarını destekler. Kımızın tuz terkibinde kalsiyum bol olduğundan, vücudumuzdaki tuz maddelerinin normal alışveriş etmeleri de sağlanır. Kımızda bulunan A, B, C vitaminleri, onu tedavi aracı olduğu kadar koruyucu bir ilaç haline de sokmuştur.

Kımızdaki asitlaktik ile alkol, sindirimi kolaylaştırıcı bir özelliktedir. Midenin işlemesini de sağlayan bir maddedir. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda kımızın supasit hastalığında mide salgılarını artırdığı ve yine mide salgılarının anormal yükselmelerinde de, salgıları normalleştirdiği görülmüştür. Asit ve tuz-asitlerinin azaldığını gösteren mide hastalıkları ile gastritis’de bir ilaç olarak kullanılmıştır. Bağırsakların tembelleşmelerinden ileri gelen hastalıklarda, organların gerilme ve kasılma değişmelerini artırmıştır.

Kımızın sütekşisi floru, bağırsak ve mide zehirleri ile zehirlenme (auto-toxication) durumlarında hem koruyucu hem de tedavi edici olmuştur. Süt ekşisi florunun, bağırsaktaki mikrop toksinlerine ve burada yerleşen zararlı mikropların yaşamasına karşı yaptığı tepki, Dr. Meçnikov tarafından gösterilmiştir. Albümin maddelerinin tam olarak alınmasını sağlar. Kımız ile tedavi edilen hastaların aldıkları albümin ve kazein değeri, aynı besini alan başka hastalarınkinden fazladır.

Kımız, yalnızca mide ve bağırsaklara değil, yüreğe ve damar sistemlerine de etkilidir. Kımız içiminden sonra yürek hareketleri sıklaşır ve nabız çevresi genişler. Kimi hastalar başlangıçta biraz yürek çarpıntısı duyar ise de, bu durum çabuk geçer. Bu nedenle araştırıcılar, kımızın etkisiyle kan basıncının arttığını da yazar. Dr. Rubel’e göre kımız, yürek ve damar sistemine normal çalışma yeteneğini sağlayan bir ilaçtır. Böbrekler sisteminde de kımızın etkileri görülmüştür. Kımız ile hastanın boşaltım sistemi hızlanmış ve vücudunun iyice yıkanmış ve temizlenmiş olduğu görülür